Eşyalar gibi, insanları mutlu edecek duyguların da uzun süre saklanarak muhafaza edilip edilemeyeceğini düşünürmüş; ihtiyaç duyduklarında kendilerine yeniden iade edilmek üzere. Derken bir gün Emanetçi, uzun çalışmalardan sonra, insanların duygularını da kendisine emanet edebilecekleri sihirli bir formül geliştirmiş ve bunu bütün ülkeye ilan etmiş :-) Sonra akın akın insan yığınları toplanmış küçük, şirin dükkanının önüne. Uzun kuyruklar oluşmuş. Kimileri bir anlık gülüşlerini emanet emişler; kimileri gelecek için kurdukları hayallerini, kimileri yüreklerini...
Ancak, bir süre sonra, bu uygulamanın da tek başına yeterli olmadığını fark etmiş Emanetçi. İnsanlar, pek çok güzelliği kendisine emanet ediyorlarmış etmesine de; sonra unutuyorlarmış ihtiyaç duyduklarında geri almayı. Bu yüzden de içlerindeki yalnızlıktan, mutsuzluktan kurtulamıyorlarmış bir türlü. Ayrıca, emanetler, Emanetçi'nin küçük, şirin dükkanına sığmaz olmuş. Yeni emanetlere de hiç yer açılmaz olmuş. Emanetçi, tekrar bir hal çaresi düşünmeye başlamış. Gece gündüz düşünmüş, düşünmüş, düşünmüş... Birden şimşekler çakmış aklında. Eski, güzel, herkesin şimdikinden çok daha mutlu oldukları günleri anımsamış. İyi şeylerin paylaşıldıkça arttığını, kötü şeylerinse paylaşıldıkça azaldığını hatırlamış. İnsanların mutlu olabilmelerinin, ancak diğer insanları mutlu etmekle; yani, sevinçlerini, mutluluklarını, aşklarını diğer insanlarla paylaşmakla mümkün olduğunu hatırlamış. Ve, kendisine emanet edilen güzellikleri diğer insanlarla paylaşmaya karar vermiş.
...eski aşklar emanetçisiyim ben
nice öyküler taşırım yüreğimde
hiçbirinin sahibi yok
tek kahramanıyım öykülerimin...
...yanlış öğretmişler bize
en çok
yüreği üşürmüş insanın
tutan olmazsa eğer
ellerinden...