emanetçi dükkânı > denemeler > can kırıkları
...eski aşklar emanetçisiyim ben
nice öyküler taşırım yüreğimde
hiçbirinin sahibi yok
tek kahramanıyım öykülerimin...
...yanlış öğretmişler bize
en çok
yüreği üşürmüş insanın
tutan olmazsa eğer
ellerinden...
can kırıkları
Deli miyim neyim? Kimilerinin bir yerlerinde pireler uçuşurken bu saatlerde, ben hala geziniyorum balkonla, odalar arasında. Uykum firari yine. Pek uzağa gitmez. Buralarda bir yerlerdedir; ama, benim de normal insanlar gibi; hani, onlar kadar olmasa bile, yine de kendisine(uykuya) ihtiyacım olduğunu unutuyor. Hayır; lafım yok böyle çekip gitmelerine. Ben de severim gezmeyi. Öyle başıboş; avare.
Lakin, o ortalıktan kaybolunca, olur olmaz şeyler kurcalayıp durur kafamı. Terk eden sevgililerim, terk ettiğim sevgililerim ya da hiç sevgili olamadıklarım. Yaptıklarım, yapamadıklarım, yapmayı plânladıklarım ve saire… Uzayıp gider.
Böyle düşünüp dururken, "can kırıkları" yalnızca, ömrümün geride kalan puslu mavi yaşanmışlıklarından anımsayabildiklerim. Sanırım bu kadar çok düşünmemem lazım. Nasıl olsa, 17. yüzyıldan beri hepimiz için düşünüyor Descatres. O bile düşünmeyi varlıktan(var olmaktan) başka bir şeye bağlayamamışken benim neyime ki düşünmek; değil mi ya?! Halt etmişim ben! Sonra böyle uyku da terk eder. Her şey de terk eder. Kıvranır durursun. Oh olsun sana!
Normal insanlarda olduğu gibi, gözlerimden uyku akması gereken bu saatlerde, bilgisayarımın başında sürekli bir şeyler yazmaya çalışmamın sebebi de bu sanırım. "Can kırıklarım" kalbime batarken gel de uyu hadi. Hangi yürek bu acıyla uyuyabilir ki?!