emanetçi dükkânı > denemeler > beklemek boşuna; o hiç gelmeyecek ki!...
...eski aşklar emanetçisiyim ben
nice öyküler taşırım yüreğimde
hiçbirinin sahibi yok
tek kahramanıyım öykülerimin...
...yanlış öğretmişler bize
en çok
yüreği üşürmüş insanın
tutan olmazsa eğer
ellerinden...
beklemek boşuna; o hiç gelmeyecek ki!...
Hani diyor ya usta: "Bakmasını bilmezsen/Ağaç bile dikme./Elinde kuruyan ağaç/Dert olur adama."(1)
Öyle ya; sevilmiyorsan eğer, sevme boşuna. Sevip de sevilmemek de dert olur adama. Sen yanar kül olursun çıra misali. Yanmak ki, ne yanmak! Koskoca bir yangının orta yerinde kalsan bu kadar acımaz canın; yüreğin böyle yanmaz. Sanırsın ki, hiç sönmez bu yangın. Zaman geçmez. Hayat durmuştur artık.
Sen değilsin tabi suçlu olan. Bu koca yangının ortasında kalmak istemedin ki hiç. Peki, kimdi suçlu? Seni kalbinden kundaklayan, ateşe veren mi tüm benliğini? Yooo, yooo. Sensin suçlu olan. Yangını çıkaran da, kendini yangının ortasına atan da sensin. O söndürmeye çalıştıkça ateşi, sen körükledin. Yeri geldi; tonlarca su döktü bu ateşin üstüne. Ama, her seferinde sen yeniden yaktın.
"Geçtiğimiz günlerde kanallar arasında dolaşırken sonuna rastladığım bir filmde, başrol oyuncularından biri yaşananları kendince yorumlayarak anlatıyordu. O, kendi içinde kendisiyle konuşurken, söylediklerinin içinden cımbızla çeker gibi ayıkladığım iki cümle vardı. Hatırlayabildiğim kadarıyla; "O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı." ve "Karar vermek lazım." şeklindeydi ya da en azından bu anlamlara gelebilecek cümlelerdi.
Bazen hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliriz hepimiz ve bu nedenle kararlar vermek, bu kararlar çerçevesinde yaşamaya devam etmek gerektiğini