emanetçi dükkânı > öyküler > bir tek ay ışığı gördü bizi
...eski aşklar emanetçisiyim ben
nice öyküler taşırım yüreğimde
hiçbirinin sahibi yok
tek kahramanıyım öykülerimin...
...yanlış öğretmişler bize
en çok
yüreği üşürmüş insanın
tutan olmazsa eğer
ellerinden...
bir tek ay ışığı gördü bizi
Sağırdı gece. Bir tek ay ışığı vardı. Gecenin tek hakimi olduğunu ilan eder gibi tüm dünyaya, hiç olmadığı kadar parlaktı ıssız gecenin zifirinde. Ve gözlerimizi kamaştırıyordu parıltısı.
Sevmeliydik biz birbirimizi. Sevişmeliydik çılgınca; hatta, hayvanca. Ölesiye sevişmeliydik. Ay ışığı tenimize vurmalıydı. Teşhir etmeliydi bütün gizlerimizi. Evet. Her türlü günahına girdik gecenin. Ve ay ışığı altında kızgın gümüşi parladı tenimiz.
Sarhoşluğumuzu gizleyemedi gecenin karanlığı ne de serseriliğimizi. Üstümüzü örteceğini umuyorduk karanlık gecenin bir yorgan misali. Lakin, "ay"dı gecenin hakimi. Karanlık örttükçe üstümüzü ve de ruhumuzu, o inadına açtı.
Rüzgâr da vazgeçmişti uzaklardan çam kokularını taşımaktan. Bir tek biz kokuyorduk, ter kokuyorduk. Ay ışığı altında yorgun gümüşi parlıyorduk. Tek şahidiydi ay ışığı savunmasız, arsız çıplaklığımızın. Ara sıra tenimizi yalayarak geçen ve asla uzun süre yanımızda kalamayan utangaç rüzgârı saymazsak.
Ne kadar saklanmışlık varsa içimizde, gözlerimize yansıdı umarsızca. Birbirimize aşık değildik aslında biz. Tek derdimiz hayattan biraz tat almaktı. Yaşamak, yalnızca yaşamak! Hayat önümüze ne koyarsa onu yaşamak. Sorgulamadan, pişmanlık duymadan. Düzenli bir hayat da değildi istediğimiz. Sıradan, basit; hatta, dağınık. Ama, yalnızca bize ait bir hayat ve onu yaşamaktı tek arzumuz.
O gece yaptığımızda oydu zaten. Yaşadık yalnızca.